Tüm Kategoriler
Tüm Kategoriler
10 Roman
2017 Çok Satan
2018 KPSS Kitapları
Akademik
Aksesuar
Bilgisayar
Bilim - Mühendislik
Biyoloji
Çevre Yer Bilimleri
Çocuk Kitapları
Edebiyat
Eğitim
Ekonomi
Felsefe
Genel Konular
Gezi ve Rehber Kitapları
Hemingway Kitap
Hobi
Hukuk
İnanç Kitapları - Mitolojiler
İnsan ve Toplum
İslam
Mutlaka Okunması Gereken 20 Kitap
Müzik
Periyodik Yayınlar
Politika Siyaset
Psikoloji
Sağlık
Sanat
Sevgililer Günü Özel
Sosyoloji
Tarih
Yabancı Dilde Kitaplar
Yemek Kitapları
Ürünü İncele
DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ HES TEKNİK GEZİSİ RAPORU ( DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ HES TEKNİK GEZİSİ RAPORU )
Doğu Karadeniz Bölgesi Hes Teknik Gezisi Raporu Doğu Karadeniz Bölgesi Hes Teknik Gezisi Raporu
Yorumları oku
%25 İndirim
Basım Dili
: Türkçe
Ebatı
: 16 x 24
Sayfa Sayısı
: 57
Cilt Durumu
: Ciltsiz
Boyut
: Normal Boy
Aynı gün kargo (16:00'a kadar geçerli)
Liste Fiyatı
: 5,00 TL
İndirimli Fiyatı
: 3,75 TL
Kazanılan Puan
: 12 NP
Barkod
: 9786050101423
Basım Yılı
: 2011
Kategoriler
Ürünün Tanıtımı
"Büyük savaş gezegene karşı yürütülüyor. Bu savaşın kökleri, ekolojik ve etik sınırlara, yani eşitsizliğin, açgözlülüğün ve tekelleşmenin sınırlarına saygı göstermeyen bir ekonomiye uzanıyor."

Vandana SHİVA bu sözleri, "Yeryüzüne Karşı Savaşı Sona Erdirme Vakti" isimli makalesinde söylüyor ve yeryüzüyle barış yapmanın etik ve ekolojik bir zorunluluk olduğunu ifade ediyordu.

Su ortak bir mülktür, çünkü tüm yaşamın ekolojik temelidir ve suyun adil paylaşımı topluluk üyeleri arasındaki iş birliğine bağlıdır. Su, ancak kaynakları yenilenebiliyorsa ve yenilenebilirlik sınırları içerisinde kullanılıyorsa yaşayabilir. Kalkınma felsefesi, topluluk denetimini devre dışı bırakıp onun yerine su çevrimini ihlal eden teknolojileri desteklediği zaman kıtlık kaçınılmaz olur.

Kapitalizmin sınır tanımayan kâr hırsı, doğayı kirleten yapısı ekolojik dengeleri bozmaktadır. Kapitalizmin insanı sömüren ve yoksullaştıran karakteri, çevre için de geçerlidir. Kâr etme adına, çevreyi de yoksullaştırmakta ve sömürmektedir.

İnsan yaşamının vazgeçilmezi olan su, günümüzde piyasa mantığı içinde metalaşan bir değer olarak görülmekte, bu durum su kaynaklarına vahşice saldırılmasına neden olmaktadır.

Artan çevre sorunları günümüzün en önemli sorunlarındandır. Enerji üretim ve dönüşüm sistemleri ise kirlilik ve diğer çevre sorunlarının oluşmasında önde gelmektedir. Özellikle fosil kaynaklardan enerji üretimi, atmosferde sera gazı oluşumunun artmasına, dolayısıyla kirlilik ve iklim değişikliğine yol açmaktadır. Bu nedenle, özellikle yenilenebilir, çevreci alternatif enerji kaynakları tercih edilmektedir.

Rüzgâr, güneş gibi kaynakların yanı sıra, özellikle küçük çaplı hidrolik kaynaklar da yenilenebilir enerji kaynakları içerisinde değerlendirilmekteydi. Elektrik üretiminde hidrolik potansiyelin çevreye uyumlu, temiz, yenilenebilir, yüksek verimli, yakıt gideri olmayan, enerji fiyatlarında sigorta rolü üstlenen, uzun ömürlü, işletme gideri çok düşük dışa bağımlı olmayan yerli bir kaynak olduğunu söylemekteydik.

Ancak, hidroelektrik santrallere (HES) yönelik artan tepkiler, HES'lerin çevreye uyumlu olduğu fikrinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Tarihsel mirasın hiçe sayılması, santral inşaatı hafriyatlarının derelere akıtılması, derelerin susuz kalması, doğal yaşam alanlarının yok edilmesi gibi gerekçelerle HES'lere karşı tepkiler var; ülkemizin dört bir yanında HES'lere isyan var. Doğaya zarar verdiği gerekçesiyle HES karşıtı eylemlere yenileri ekleniyor.

Bir taraftan HES potansiyelinin değerlendirilmesi gerekliliği, diğer taraftan ciddi çevre sorunları söz konusudur.

Diğer bir deyişle; bir yanıyla, enerjide dışa bağımlılık, enerji güvenliği ya da krizi şeklinde ifade edilen artan enerji ihtiyaçlarımız; bir yanıyla da içinde yaşadığımız dünyanın geleceğini tehlikeye atan ekolojik kriz, yaşam alanlarımızın tahrip edilmesi ve artan çevre sorunlarımız.

HES konusuna santralin tipi, türbin yapısı, kurulu gücü, şebekeye bağlantı şekli gibi sadece mühendislik projesi temelinde değil; tüm boyutları ile yaklaşmak zorundayız. Tümüyle özel sektörün kâr hırsına terk edilerek piyasalaştırılan enerji sektörü içinde, sularımızın 49 yıllık anlaşmalarla devredilmesi ciddi ekolojik sosyal tahribat yaşanmasına sebep olmaktadır.

Bugüne kadar Elektrik Mühendisleri Odası, enerjide artan dışa bağımlılığa karşı yerli yenilenebilir enerjiye yönelmemiz gerektiğini söyledi, söylemeye devam ediyor. Her yıl belli bir düzeyde artmaya devam eden elektrik enerjisi talebini karşılamak üzere, kaynak çeşitliliği içinde yenilenebilir enerji potansiyelinin değerlendirilmesi, enerji politikasının esası olmalıdır. Oysa ülkemiz enerji politikası yıllardır piyasa önceliklerine göre oluşturulmaktadır.

Özelleştirme uygulamalarının 1984 yılında başladığı enerji sektörü, 2001 yılında çıkarılan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile tamamen piyasanın kontrolüne girmiştir. Bu tarihten sonra, her şey şirketlerin insafına bırakılmış, enerji şirketlerin plansız ve denetimsiz azgın kâr hırslarına terk edilmiştir. Yüksek kârlılık vaat eden, tahsilat garantili hale getirilen elektrik piyasası, kâr arayışındaki sermaye grupları için cazip bir alan olmuştur.

2003 yılından itibaren uygulanan Su Kullanım Anlaşmaları ile tüm nehirlerimiz 49 yıllığına şirketlere devredilmektedir. HES'lere karşı mücadele eden kesimlerin ilk dikkat çektikleri nokta, bu santrallerle suyun ve su havzalarının ticarileştirildiği gerçeğidir. Yurttaşların bu sulara erişimi kısıtlanırken şirketler suyu kullanarak hızlı bir sermaye birikimine ulaşmaktadır.

Hidroelektrik santraller, havza bütünlüğünde yapılacak bilimin ve tekniğin ışığındaki bir planlamayla ve yöre insanlarının onayıyla geliştirilecek projeler olmalıdır. Oysa toplumsal sorumluluk ve planlamadan uzak, şirketlerin kârlılığı temelinde geliştirilen projeler; doğal ve tarihi güzellikler, insan yaşamı ve kültürel yapı için olumsuz etkiler barındırmaktadır.

Doğal kaynakları koruyan, ekolojik dengeyi sağlayan bir yenilenebilir enerji üretiminin mümkün olduğunu belirtmek durumundayız. Ancak, enerjiyi metalaştıran, yani özel sektörün kârlılık insafına bırakan enerji politikaları ile bunu gerçekleştiremeyiz.

Ülkemizin dört bir yanında HES faaliyetleri sürmektedir. 2000'e yaklaşan sayıda HES projesi bulunmaktadır. Bu projeler topoğrafik yapısının dik ve su potansiyelinin fazla olduğu Doğu Karadeniz'de yoğunlaşmıştır. Geziyi yaptığımız tarihlerde, su kullanım hakkı anlaşması çerçevesinde, Trabzon'da 135, Rize'de 84 ve Artvin'de 24 adet HES yapımı planlanmıştı.
1. GİRİŞ 9
2. TEKNİK GEZİ 13
3. SU VE ENERJİ 15
3.1 HES Yapısı 15
4. SU YAPILARINDA MÜHENDİSLİK ÇALIŞMALARI 19
4.1 Su Yapılarında Mühendislik Hidrolojisi 19
4.2 Su Yapılarında Mühendislik Jeolojisi 21
4.3 HES Yapılarının Mühendislik Açısından Kontrolü 22
4.4 Akarsularda Can Suyu 24
4.4.1 Islak Çevre Metodu 25
4.4.2 Tennant Metodu 25
4.4.3 Aylık Ortalama Debi 26
4.4.4 Ülkemizdeki Can Suyu Uygulamaları 27
4.4.5 Ekosistem Su İhtiyacının Hedef Türler için Kontrolü 27
4.5 Lisans İşlemleri 28
5. YERİNDE YAPILAN GÖZLEMLER 31
5.1 Genel Gözlemler 31
5.1.1 Üretime Geçmiş Olan Tesisler 31
5.1.2 İnşaat Halinde Olan Tesisler 32
5.2 Planlanan ve Gerçekleşen Üretim Miktarları 32
5.3 Bağlantı Sorunları 33
5.3.1 Dağıtım Şebekeleri Açısından Durum 33
5.3.2 İletim Şebekeleri Açısından Durum 34
5.4 Kullanılan Teknoloji 34
5.5 HES Şirketlerinin Çalışma İlkeleri 36
5.6 HES Şirketlerinin Üretim Dışındaki Gelirleri 37
5.6.1 Karbon Ticareti 378
5.6.2 Emre Amade Bedeli 37
5.6.3 Frekans Katılım Bedeli-Yük Alma ve Yük Atma Bedeli 37
6.HALKIN YAKLAŞIMI 39
6.1 Yöre Halkı İle Buluşmalar 39
6.2 İlk Tepkiler 39
6.3 Hukuksal Mücadele 40
6.4 HES Karşıtı Mücadeleler 40
7.SONUÇ VE ÖNERİLER 41
KAYNAKLAR 43
TEKNİK GEZİ GÖRSELLERİ
Bu ürünü 369 kişi görüntüledi.
Ürünü Oyla:
Tüm ürün yorumları listeleniyor.
Sırala: